gündelik felsefe

Hakkımda

insanların anlamakta zorluk çekmeyeceği fakat bunun yanında hayatımızı akılcı bir şekilde yaşamak için gerekli temaları tartışmaya açmak
Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım

Sevmek Neden İmkansızdır? - 02:24, 9/12/2007

Sevmenin karşılıklı ve karşılıksız olmak üzere iki şekilde olduğu düşünüür.Halbuki bu gerçek değildir zira sadece karşılıklı sevgi olabilir.(buradaki karşılıklı kelimesi iki ayrı tarafı değil pragmatik çıkarı temsil etmektedir). Peki neden böyledir?

İnsan bir şeyi severken o şeyin kendisini değil o şeyin kendi zihninde oluşturduğu duyguları sevmektedir.Bir erkeğin bir kadını sevmesi de bu şekildedir(ya da tersi). Sevilen kadının kendisi değil onun güzelliği,mesleği,ailesi,unvanı gibi sebeplerdir.Zaten bu faktörlerin bazıları değişken olduğundan değişimler vuku buldukça sevgi derecesi de  doğru orantılı olarak değişecektir.İşin en ironik yanı ise pek çok kadının güzelliği için sevilmesine rağmen her kadının bu özelliğinin kadın yaşlandıkça yok olmasıdır.İnsan pragmatik fıtratta yaratıldığı için bu gerçek asla değişmez.

Şimdi diyeceksiniz ki madem her şey kişisel pragmalara dayanmaktadır öyleyse fedakarlık nasıl olabiliyor?Bunun cevabı basittir uğrunda fedekarlık yapılan o insanın kendisi değil gene kişisel fikirler ve hazlardır(buradaki haz kelimesi dar kapsamlı olarak cinsel birleşmeyi işaret etmemektedir geniş kapsamlı kullanılmıştır).

Mesela görüyoruz ki pek çok insan çocuğu içi pek çok fedakarlık yapmaktadır peki bunun sebebi nedir?İnsan hem içgüdüsel hem de fikri olarak çocuğun onun devamı ve uzantısı olduğunu düşünmektedir.Yani fedekarlık yaptığı aslında gene kendisidir.Kişi çocuğunu taşıyacak kadını seçerken de onun fiziksel özelliklerinin bu iş için en iyi şekilde olmasına dikkat etmektedir -tabi siz bunu şimdiye kadar aşk sanıyordunuz-.Bu özellikler dişinin leğen kemiğinin geniş olması (doğumda çıkışın kolay olması için), iri göğüslü olması(yavruyu emzirmesi için),ve değişik genetik özelliklere sahip olması mesela Türk erkeklerinin sarı saçlı ve mavi gözli kadınlara olan zaafı gibi ki melezlik artsın ve çocuk daha sağlıklı olsun , gibi faktörler sayılabilmektedir.Bütün bu unsurlar alt beyin tarafından beynimize dikte ettirilmektedir.Ama pardon siz buna aşk diyordunuz de mi,kusura bakmayın unutmuşum:)))


1 Yorum | Yorum yaz

Varoluşçuluk Neden Çöktü? - 01:58, 9/12/2007

Varoluşçuluk ilk ortaya çıktığı zaman buna inanan filozoflar bu felsefeyi adeta bir anti depresan olarak insanlara sunmuşlar idi.Irwin Yalom hala bu işten cebini ve midesini doldurmaktadır o ayrı tabii.Peki varoluşçu felsefe gerçekten anti depresan veya yaşama sevinci olabilir mi ?

Bunun cevabı tarafımca hayır olmalıdır.Varoluşçu felsefenin üç çıkmazı vardır

1-Sonlu bir hayat için anlık kazançların bir anlamı olamaz.Çünkü sonunun ölüm olduğunu bilen insan her zaman endişe ve keder içindedir.Ayrıca zaman sürekli akarken başımıza gelen istenmeyen olaylar ile mutsuz oluruz.Bu istenmeyen olayların pek çoğunun sorumlusu başka insanlardır.İşte bundandır ki varoluşçu filozoflar bu açmazı çözemeyik intihar yolunu seçmişlerdir.Bu çok trajikomik bir hadisedir.
2-Bu felsefe kişinin yaşamdaki dezavantajlarını göz adı etmektedir.Mesela doğuştan kör olan kişi çok büyük bir dezavantajına sahip olduğundan yaşam kavgasını en başından kaybetmiştir.Bu kişi bu felsefeye göre intihar yolunu seçmelidir.
3-İnsan zekası anlık değildir aslaolamaz zira hayat süreçtir.Kişi asla geçmişte yaşadığı haksızlıkları ve sıkıntıları unutamaz buna bir de gelecek endişesi eklenecektir. İnsan bunlardan kaçamaz kaçması için nihilizm sofizm gibi geleneksel uyuşturucuları seçmek zorundadır.Bu akıllı bir insanın yapamayacağı bir iştir.

İşte bu üç düstur neden bu felsefenin akıl tarafından red edildiğinin açıklamalrını teşkil etmektedir.Varoluşçuluk Tanrı gibi yola çıkmış ve onun rolünü almanın savaşını vermiştir ama bu mümkün olamaz bu felsefe sadece uyuşturucu olabilir.Esrar kullanmaktan farkı yoktur.İş en sonunda Nietzsche'nin haykırdığı bir hakikate dayanır "İnsanın hayatı sona yaklaştıkça çekilmez olur zira hayatı boyunca yaşadığı mutsuzluklar artık dağ gibi birikir  ve kişi dayanamaycak hale gelir"


yok Yorum | Yorum yaz

Etik Arayışı Çıkmazı - 16:29, 8/12/2007

Arthur Schopenhauer çok büyük bir yanılgı yaşamaktaydı.Onun yaşadığı yanılgıyı bence sosyalistler de yaşıyorlar.Ne demişti Nietzsche  "Hristiyanlar ne kadar hasta ise sosyalistler de onlar kadar hasta".

Schopenhauer demiş ki "Acımak insanın asli bir vazifesdir.Açıklaması olmasa dahi gerçek bir erdemdir"


Bana sorarsanız bu anlayış çürümeye mahkumdur.Acımayı merhameti veya paylaşmayı felsefe salt mantıksal araçlar ile açıklayamaz.Zira her insan bencil ve benmerkezcil bir fıtrata sahiptir.İlahi dinlerin nefis dedikleri bu olgu hayatında din olmayan kişilerin tek hakikati haline gelecektir.Bana göre dinsiz bir insanın tek dini vardır o da kendisidir.Mesela sadece gerizekalı insanlar satanistlerin şeytana taptığıma inanır çünkü satanist ancak kendine tapabilir. Zira inandığı felsefe sadece benmerkezcil evrene olanak sunar.Ateist bir insan   paylaşmak veya merhamet gibi pozitif ama maddi çıkarlara ters olan duyguları besleyemez şayet besliyorsa bu onun hayata yönelik sorgulamını henüz bitirmediği içindir.



Günümüz kapitalist hırçın sisteminde insanların bu derece kötü niyetli oluşunun nedeni en başta materyalist felsefelerdir.Bazı sözde aydınlar Tanrıyı yok saymanın erdem olduğunu düşündükleri için ne yazık ki halkı bu yönde telkin etmektedirler.Mesela sosyalizm safsatası en ebleh insanın kesinlikle itimad etmeyeceği ve perestiş göstermeyeceği bir sistemdir.Zira erdemleri belirleyen bir Tanrı yok ise ben şahsen sonsuz kötü olmayı seçerdim ve erk istencine sahip herkes de  bu yönde eğilimli olurdu.

Hayatta kişinin tek referansı ya bir etik koyucu olan Tanrı olmalıdır ya da kendi egosu olmalıdır bunun bir üçüncü yolu olamaz.



Elbette dini suistimal eden kişiler vardır bunları kimse inkar etmemelidir.Ama siyasetçiler asla din için referans değillerdir. Politikacı kelimesi latincede çok yüzlü demektir. Kanaatimce bir politikacıdan dürüst olmasını beklemek sadece gerizekalılık olmalıdır.Aynı şekilde insan kendisini bir halk için feda edemez çünkü kişi sadece kendisi ve çıkarları için yaşayabilir.Ta ki onu bu  çıkarlardan men edebilecek çok üstün bir kural koyucu olana dek....


yok Yorum | Yorum yaz
« Son Sayfa Sonraki Sayfa »